Saygılı Yarlıg

Ortaklığın Giderilmesi Arabuluculuk Süresi

Son güncelleme: 29 Ekim 2026 · Hazırlayan: Saygılı Yarlıg AI

Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarında arabuluculuk, dava açılmadan önce yerine getirilmesi gereken bir dava şartıdır. Uygulamada en sık karıştırılan nokta, arabuluculuk faaliyetinin kendi işleyişi ile anlaşma sağlanamaması hâlinde dava açmak için öngörülen sürenin birbirinden ayrılmasıdır. Bu sayfa, söz konusu sürenin hukuki dayanağını, başlangıcını, hesabını ve kaçırılmasının sonuçlarını genel usul esasları çerçevesinde ele alır.

Son günü elle saymayın: süre hesaplama aracı tebliğ tarihinden son günü tatilleri hesaba katarak ücretsiz hesaplar.

Sürenin hukuki niteliği ve dayanağı

Ortaklığın giderilmesi talebi, paydaşlar arasındaki maliklik ilişkisinden kaynaklanan ve kural olarak arabuluculuğa elverişli olan bir uyuşmazlıktır. İlgili kanun hükümleri uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava şartının yerine getirilip getirilmediği, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir.

Burada iki ayrı süre birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi, arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesine ilişkin süredir; ikincisi ise anlaşma sağlanamaması hâlinde, son tutanağın tebliğinden itibaren dava açılabilmesi için tanınan süredir. Mesleki uygulamada "arabuluculuk süresi" ifadesi çoğunlukla bu ikinci süreyi, yani dava açma süresini karşılamak üzere kullanılır.

İlgili kanun hükümlerinde öngörülen süre, niteliği itibarıyla kısa ve hak düşürücü sonuçlar doğurabilecek bir süre olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle sürenin başlangıç anının doğru tespiti, dosyanın usulden reddedilmesi riski bakımından belirleyicidir.

Sürenin başlangıcı: tebliğ ve elektronik tebliğ

Süre, arabulucunun anlaşma sağlanamadığına ilişkin son tutanağın taraflara tebliğ edilmesiyle işlemeye başlar. Tutanağın düzenlenme veya toplantının yapılma tarihi tek başına başlangıç için yeterli değildir; belirleyici olan, tutanağın usulüne uygun biçimde tebliğ edildiği tarihtir.

Tebligatın elektronik yolla yapılması hâlinde, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaşan bildirimin tebliğ tarihi esas alınır. Elektronik tebligatın ne zaman hukuki sonuç doğuracağı, ilgili mevzuattaki okuma ve muhataba ulaşma kurallarına göre belirlenir. Uygulamada sık görülen hata, tebligatın sisteme eklenme saati ile tebliğ tarihinin aynı sanılmasıdır.

Klasik yolla yapılan tebligatta ise tebliğ tarihi, tebliğ mazbatasındaki kayıtla sabittir. Muhataba ulaşmayan ya da usulsüz tebliğ edilen tutanak bakımından sürenin işlemeye başlamayacağı göz önünde tutulmalı; tebligatın usulsüzlüğü ileri sürülecekse bu itirazın süresi içinde ve usulüne uygun biçimde yapılması gerekir.

Sürenin hesaplanması: tatiller ve son gün

Süre hesabında genel usul kuralları uygulanır. Tebliğ tarihi hesaba katılmaz; süre, tebliği izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Bu kural, sürenin başlangıcında bir günlük kaymanın önüne geçilmesi bakımından önemlidir.

Süreye dâhil olan günler bakımından hafta sonu ve resmî tatil ayrımı yapılmaz; bu günler de sürenin içinde sayılır. Ancak son günün resmî tatile, hafta sonuna veya çalışmaya ara verilen bir güne denk gelmesi hâlinde, süre bu günü izleyen ilk iş günü sona erer. Adli tatilin süreye etkisi ise sürenin niteliğine göre değerlendirilir; bu noktada ilgili kanun hükümlerine ve sürenin hak düşürücü olup olmadığına bakılır.

Sürenin son gününde dava açılması hâlinde, başvurunun yapıldığı an esas alınır. Elektronik yolla yapılan başvurularda sistemin onayladığı an, fiziki başvurularda ise kayıt ve harç işlemlerinin tamamlandığı an dikkate alınır. Bu nedenle son güne bırakılan işlemlerde başvurunun tamamlanması için yeterli zaman bırakılmalıdır.

Yer tutuculu örnek hesap

Aşağıdaki örnek, yöntemin gösterilmesi amacıyla yer tutucularla düzenlenmiştir; somut olayda süre, ilgili kanun hükümlerinde öngörülen süre esas alınarak hesaplanmalıdır.

[DAVACI] vekili, arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamadığını ve son tutanağın [TEBLİĞ TARİHİ] tarihinde tebliğ edildiğini tespit etmiştir. Buna göre sürenin başlangıcı [TEBLİĞ TARİHİ]'ni izleyen gündür. İlgili kanun hükümlerinde öngörülen süre bu başlangıçtan itibaren hesaplanır ve normal koşullarda son gün [HESAPLANAN SON GÜN] olarak belirlenir. [HESAPLANAN SON GÜN]'ün resmî tatile denk gelmesi hâlinde, süre [İZLEYEN İLK İŞ GÜNÜ] günü sona erer. Dava, en geç bu tarihte [MAHKEME] nezdinde açılmalıdır.

Süre kaçırılırsa ne olur?

Sürenin kaçırılması, dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk başvurusunun usulüne uygun biçimde yerine getirilmediği sonucunu doğurabilir. Bu hâlde mahkeme, dava şartı yokluğu nedeniyle davayı usulden reddeder. Karar, esasa ilişkin bir değerlendirme içermediğinden, uyuşmazlığın çözümü bakımından sonuç doğurmaz.

Sürenin hak düşürücü nitelik taşıyıp taşımadığı öğretide ve uygulamada tartışmalıdır. Bir görüş, sürenin kaçırılması hâlinde yeniden arabuluculuğa başvurulabileceğini kabul ederken; diğer görüş, dava şartının süresinde yerine getirilmemesinin bizzat dava açma hakkını ortadan kaldırdığını savunmaktadır. Bu nedenle dosyada süre riski bulunduğunda, yeniden başvuru imkânı ve bunun usulü ayrıca değerlendirilmelidir.

Usulden ret kararı verilmesi hâlinde, kararın niteliğine göre kanun yollarına başvurulup başvurulamayacağı ve sürenin nasıl işleyeceği ilgili kanun hükümlerine göre belirlenir.

Uygulamada dikkat edilecekler

Süre yönetimi, dosyanın kabulü aşamasında değil, arabuluculuk sürecinin sonunda kurulmalıdır. Son tutanağın tebliğ tarihini gösteren belge dosyaya alınmalı; elektronik tebligat söz konusuysa tebliğ tarihine ilişkin kayıt ayrıca saklanmalıdır.

Dava dilekçesine arabuluculuk son tutanağı eklenmeli ve tebliğ tarihi dilekçede açıkça belirtilmelidir. Birden fazla davalı bulunan hâllerde, tutanağın her bir tarafa tebliğ tarihi farklı olabileceğinden, sürenin her paydaş bakımından ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Vekâlet ilişkisinde, müvekkille süre konusunda yazılı bilgilendirme yapılması ve son güne bırakılmadan başvurunun tamamlanması yerinde olur. Sürenin son gününe ilişkin tereddüt doğduğunda, işlemi ertelemek yerine başvuruyu yapıp süre itirazını ayrıca değerlendirmek daha güvenli bir yöntemdir.

Bu sayfa yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış genel bilgilendirme metnidir; hukuki görüş yerine geçmez. Süre, madde ve usul bilgilerini güncel mevzuattan doğrulayın; somut olayınız için bir avukata danışın.

Sıkça sorulan sorular

Ortaklığın giderilmesi arabuluculuk dava açma süresi tam olarak ne zaman başlar?

Süre, arabulucunun anlaşma sağlanamadığına ilişkin son tutanağının taraflara tebliğ edildiği tarihte işlemeye başlar. Toplantı tarihi veya tutanağın düzenlenme tarihi tek başına başlangıç için esas alınmaz.

Sürenin son günü resmî tatile denk gelirse ne olur?

Son gün resmî tatile, hafta sonuna veya çalışmaya ara verilen bir güne denk gelirse süre, bu günü izleyen ilk iş günü sona erer. Aradaki tatil günleri sürenin içinde sayılır.

Elektronik tebligatta sürenin başlangıcı nasıl belirlenir?

Elektronik tebligatta süre, bildirimin ilgili mevzuattaki koşullar çerçevesinde muhatap bakımından hukuki sonuç doğurduğu tarihte işlemeye başlar. Bu nedenle sisteme eklenme anı ile tebliğ tarihinin aynı olduğu varsayılmamalıdır.

Süre kaçırılırsa dava kesin olarak reddedilir mi?

Sürenin kaçırılması, dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle usulden ret sonucunu doğurabilir. Ancak sürenin hak düşürücü niteliği ve yeniden arabuluculuğa başvuru imkânı tartışmalı olduğundan, somut dosya bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir.

Birden fazla paydaş varsa süre nasıl izlenir?

Son tutanağın her paydaşa tebliğ tarihi farklı olabileceğinden süre, her paydaş bakımından kendi tebliğ tarihine göre ayrı hesaplanmalıdır. Dava dilekçesinde bu tarihler açıkça gösterilmelidir.