Danıştay 5. Daire 2017/3138 E. 2021/4582 K. 15.12.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/3138 E. , 2021/4582 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/3138
Karar No : 2021/4582
DAVACI : …
DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve disiplin soruşturması yürütülmeksizin meslekten çıkarılmasına karar verildiği, hakkındaki suçlamaya ilişkin kişiselleştirme yapılmadığı, savunma hakkının, masumiyet karinesinin, etkili başvuru hakkının, adil yargılanma hakkının, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesinin, silahların eşitliği ilkesinin, gerekçeli karar hakkının, suçta ve cezada yasallık ilkesinin ihlal edildiği, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3/1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen … tarih ve … sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi, parasal haklarının ise yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "derdestlik" müessesesi düzenlenmemekle birlikte, anılan Kanun'un 31.maddesinin dolaylı olarak göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" dava şartları arasında sayılmıştır.
Yapılan incelemede, davacının bakılan davaya konu istemlerinin bir kısmını da içeren bir dilekçeyle daha önce Danıştay 5. Dairesi'nin E:2016/52061 sayılı dosyasında bir dava daha açtığı tespit edilmiş olup, bu durumda davacının ilk kez 28/10/2016 tarihinde açılan önceki davaya konu istemlerinin 16/2/2017 tarihinde aynı Daire'de açılan bu dava kapsamında yeniden incelenip incelenemeyeceği hususunun usul hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "derdestlik" müessesesi düzenlenmemekle birlikte, anılan Kanun'un 31.maddesinin dolaylı olarak göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" dava şartları arasında sayılmıştır.
Davacının her iki davaya ilişkin istemlerinin birlikte değerlendirilmesinden, ilgilinin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararının iptali yönündeki istemini daha önce aynı Daire'de açmış olduğu başka bir davaya da konu ettiği sonucuna ulaşılmış olup, bu durumda davacının belirtilen istemlerinin yukarıda anılan usul hükümleri gereğince derdestlik nedeniyle bu dava kapsamında yeniden incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararına yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Genel Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali ve anılan işlemler nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü mali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönündeki istemine gelince ;
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, bu kararların Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı, meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararların da Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır.
Öte yandan, 6087 sayılı Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 33. maddesinin birinci fıkrasında Genel Kurul'un ilk defa aldığı kararlara karşı, başkanın yada ilgililerin, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurul'dan yeniden inceleme talebinde bulunabilecekleri; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların ise kesin olduğu hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan, 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan mevzuatın incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik olarak verilen kararlar yanında, bu kararlara karşı yapılan yeniden inceleme talepleri üzerine aynı Genel Kurul'ca verilen kararların da Danıştay'da ilk derece davaya konu edilebileceği açık olmakla birlikte, ilk Genel Kurul kararı ile yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararına karşı bir arada değil de ayrı ayrı dava açılması ve bu davaların her hangi bir usul eksikliği görülmeden ayrı davalar halinde tekemmül ettirilmesi halinde uyuşmazlığın esasının hangi davada çözümleneceği hususuna açıklık kazandırılması gerekir. Şayet davacının yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararı ilk Genel Kurul kararını hükümsüz kılacak nitelikte değil ise zaten uyuşmazlığın esasının ilk Genel Kurul kararına karşı açılan davada çözümleneceği, bu davada oluşacak sonucun yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararına karşı açılan dava yönünden doğrudan belirleyici olacağı açık olup, bunun tersi durumda, yani yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararı ilk Genel Kurul kararını hükümsüz kılıyor ise de, bu kez ilk Genel Kurul kararına karşı açılan davanın zaten konusuz hale geleceği izahtan varestedir.
Bakılan bu davada iptali istenen Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararı, davacının meslekten çıkartılması yönünde aynı Genel Kurul'ca daha önce verilmiş bulunan karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin olduğundan -işin esasına yönelik mükerrer incelemeye meydan verilmemesi için- tali nitelikteki bu davada karar verilmeden önce, ilk Genel Kurul kararına karşı Danıştay 5. Dairesi'nin E:2016/52061 sayılı dosyasında açılan ve uyuşmazlığın çözümünde asıl belirleyici olan davada nihai hükmün verilmesinin beklenmesi ve anılan davada ulaşılacak sonuç gözetilerek bu davanın da karara bağlanması gerekir.
Öte yandan T.C. Anayasası'nın 125. maddesi gereğince idarenin ancak hatalı işlemleri nedeniyle doğan zararı ödemekle yükümlü tutulabileceği ve nedenle de söz konusu işlemlere karşı açılan iptal davalarında ulaşılacak sonucun bu konuda açılan tazminat davaları için de belirleyici nitelikte olduğu açık olduğundan, davacının tazminat isteminin karara bağlanabilmesi için, zararına neden olduğunu ileri sürdüğü davalı idare işlemine karşı daha önce açtığı davada ulaşılacak sonucun beklenmesi zaruridir.
Açıklanan nedenlerle, bakılan davanın Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle ilgili kısmının derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddi; davacının bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul'unca verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali ile anılan işlemler nedeniyle kendisine tazminat ödenmesi istemiyle ilgili olarak ise, Danıştay 5. Dairesi'nin E:2016/52061 sayılı davasında görülen uyuşmazlıkta nihai kararın verilmesinin beklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrası ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
Davacı tarafından bakılmakta olan bu dava dosyası ile Dairemizin E:2016/52061 sayılı esasında kayıtlı bulunan dava dosyasının taraflarının ve konusunun aynı olduğundan bahisle birleştirilmesi talebinde bulunulmuş ise de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda davaların birleştirilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi anılan Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde uygulanmak üzere sayma yoluyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na atıfta bulunulan 31. maddesinde de davaların birleştirilmesi usulüne yer verilmediği görüldüğünden bu istem yerinde görülmemiştir.
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının meslekten çıkarma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusunun ise Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilerek davacı hakkındaki mahkumiyet kararının 13/03/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatı
Metin kamuya açık karardan alınmıştır ve uzun kararlarda kısaltılmıştır. Künye, süre ve madde bilgilerini kaynağından doğrulayın.