Saygılı Yarlıg

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/296 E. 2023/434 K. 14.09.2023

Ceza Genel Kurulu · 2023-09-14 · bozma

Ceza Genel Kurulu 2021/296 E. , 2023/434 K. "İçtihat Metni" Kararı verenYargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 57-3 Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.01.2021 tarih ve 57-3 sayı ile; sanığın 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 30/1-A ve 31/1-A-B maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba, Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkartılmasına ve ilişiğinin kesilmesine, askeri rütbe ve memuriyetinin kaybedilmesine ve subay, astsubay, uzman jandarma ve devlet memuru olarak tekrar Türk Silahlı Kuvvetlerine kabul edilmemesine karar verilmiştir. Hükmün sanık ve müdafii ile katılma talebi reddedilen ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ret ve onama istemli 24.08.2021 tarihli ve 101445 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Hükmolunan ceza miktarı yönünden yasal şartları oluşmadığından sanık müdafiinin duruşmalı inceleme istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 25.01.2021 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafiine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak sanığın 28.01.2021, sanık müdafiinin 27.01.2021 tarihinde ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları, b) Temyiz dilekçeleri içeriğinden; kararın kanuna aykırı olduğunu belirtmek suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmelerini talep ettikleri, c) Gerekçeli kararın sanık müdafiine 31.05.2021, sanığa 01.06.2021, katılma talebi reddedilen ... vekiline 21.06.2021 tarihinde tebliğ edildiği, Sanık müdafiinin 07.06.2021, katılma talebi reddedilen ... vekilinin 23.06.2021 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçelerini sundukları, sanığın ise gerekçeli temyiz dilekçesi vermediği, Görülmekle temyiz sebeplerini bildirmesi gereken ek dilekçesini gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesine rağmen sunmayan sanığın 28.01.2021 tarihli dilekçesinin yeterli ve geçerli neden içerememesinden dolayı usulüne uygun bir temyiz başvurusu olarak değerlendirilmesine imkân bulunmadığı, sanık müdafiinin temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır. E) Katılma talebi reddedilen Milli Savunma Bakanlığının katılma ve bu bağlamda hükmü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi: Kovuşturma aşamasında vekili aracılığıyla sunduğu dilekçeyle sanık hakkındaki kamu davasına katılma talebinde bulunup Özel Dairece bu talebi reddedilen Milli Savunma Bakanlığının, CMK'nın 260/1. maddesindeki düzenleme uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunmakta ise de kamu barışına karşı işlenen suçlardan olup dolaylı mağdurunun toplumu oluşturan bütün bireylerin olduğu silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkının bulunmaması karşısında temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. II) İDDİA: ''...Şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır. Kural olarak kamu görevlileri ile ilgili haksız soruşturmaların önüne geçilebilmesi amacıyla yasa koyucu özel soruşturma usulleri belirlemiş, ''Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halini'' ise bu durumun istisnası olarak kabul etmiştir. Soruşturma usulü konusunda Yargıtay Yasası'nın 46. maddesinde de benzer bir düzenleme yapılmıştır. Şüpheliye atılı silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu TCY'nin 314/2. maddesinde düzenlenmiş olup, bu suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu (CGK. 26/09/2017, 2017/956-370), temadinin fiilen veya hukuken kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun işlenmeye devam edildiği yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu itibarla, kesinti bir başka ifade ile yakalanma tarihi, suç tarihi olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel hükümlere göre sürdürülmüştür. Nitekim Anayasa Mahkemesi de (AYM) benzer bir konuda başvuranın “Anayasa ve 6216 sayılı Yasa'da öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin tutuklandığı” yönündeki 07/09/2016 tarihli başvurusu üzerine verdiği 11/01/2018 tarih ve 2016/15586 sayılı kararında, "ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarda, suçüstü halinin bulunması durumunda soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği, 5237 sayılı TCY'nin 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık suçlardan olduğu, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre bu suçun temadi ettiği belirtilip, Yargıtay CGK'nin 20/01/2016 tarih ve 134-161 sayılı kararına da değinilerek, temadinin yakalamayla kesileceği, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu" yönünde sonuca ulaşmıştır. 357 sayılı Askeri Hakimler Yasası'nın 28. maddesinin 1. fıkrasında " Askeri Hakimlerin genel yargıya tabi kişisel suçları hakkında genel hükümler uygulanır. Ancak soruşturma, o yer ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı ve kovuşturma o yer ağır ceza mahkemesince yapılır." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Bu düzenlemeyle Askeri Hakim ve Savcıların kişisel suçlarına ilişkin soruşturma usulü ve soruşturmaya yetkili merci belirlenmiştir. 06/01/2017 tarihli 29940 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 680 Sayılı KHK'nın 1. maddesi ile 357 sayılı Askeri Hakimler Yasası'nın 28. maddesinin 1. fıkrası "Hakim ve Savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, askeri hakimin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki İl Cumhuriyet Başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine aittir." şeklinde değiştirilmiştir. 680 Sayılı KHK ile 357 sayılı Askeri Hakimler Yasası'nın 28. maddesinde yapılan değişiklik, hakim ve savcıların kişisel suçlarına ilişkin soruşturma usulünde esas itibariyle bir değişiklik yapmamakla birlikte, daha önce var olan yetki kuralını yer itibariyle değiştirmiştir. Yürürlükten kaldırılan 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Yasası'nın "Şahsi suçlar" başlıklı 33/son madde düzenlemesi göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyelerinin genel yargıya tabi şahsi suçların kovuşturulmasında Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısının şahsi suçlarının kovuşturulmasına ilişkin hükümler uygulanacaktır. 2797 Sayılı Yargıtay Yasası'nın kişisel suçlar bakımından görev ve yetki kurallarını düzenleyen "Kişisel ve görevle ilgili suçlar" başlıklı 46. maddesinin ilgili fıkraları ise "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." şeklindedir. 4.2. Şüphelinin Görev Yaptığı Yerler, Savunması ve Diğer Deliller: 4.2.1. Şüphelinin Görev Yaptığı Yerler: 34. Hudut Tugayı 5. Hudut Taburunda Yarbay görevinde bulunduğu sırada, 23.08.2012 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyesi olarak göreve başladığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 1. dairesi üyesi olarak 31.10.2016 tarihine kadar görev yaptığı, (Kls: 9, ek: 9/100) Şüphelinin, 23.03.2017 tarihinde emekliye ayrıldığı anlaşılmıştır. (Kls: 9, ek: 9/100) 4.2.2. Şüphelinin Savunması: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 24.07.2016 tarihli, müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Darbe girişimi gecesinde kampta olduğunu, darbe girişimini televizyondan öğrendiğini, darbe girişiminde yer almadığını, (Kls: 9, ek: 9/93-94) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 27.07.2016 tarihli, müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Örgütsel bir tavrının olmadığını, herhangi bir örgütle bağının bulunmadığını, (Kls: 9, ek: 9/95-96) Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliğindeki 27.07.2016 tarihli sorgusunda özetle: Önceki beyanlarını tekrar ettiğini, (Kls: 9, ek: 9/97-98) İfade etmiştir. 4.2.3. Diğer Deliller: 4.2.3.1. Şüphelinin Sıkıyönetim Mahkemesi Görevlendirme Listesindeki Durumu: Şüphelinin; atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarının çözümlendiği Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesi üyesi iken; sıkıyönetim direktifi ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesine üye olarak (sıkıyönetim direktifi listesi Not: 1'e göre) atandığı, (Kls: 9, ek: 9/30) Sıkıyönetim Direktifi ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire sayısının 3'ten, kanun öngördüğü minimum sayıya (2) indirilmesi, Yargıtay'daki daire sayısının 4'ten 2'ye indirilmiş olması ile tanık beyanları ve bilirkişi raporları incelendiğinde, Askeri Yargıtay'daki FETÖ üye sayısının veya üye olmamakla birlikte örgütle hareket edecek veya hareket edebileceği düşünülen üye sayısının var olan dairelerin faaliyetine devam etmesi için yeterli olmadığının anlaşılmış, dolaysıyla sıkıyönetim görevlendirme listesinde görevlendirmesi yapılmış olan bir kısmı kişilerin FETÖ üyesi olarak değerlendirilmeyip haklarında koğuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 22/05/2017 tarih ve 2017/85102 soruşturma, 2017/43575 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı) doğal ve hukuka uygun olduğu, bu kararın görevlendirilen ve haklarında dava açılan üyelerin FETÖ üyesi olmadığı anlamına gelmeyeceği, bir başka ifade ile bu hususun hakkında dava açılan şüpheli için lehe delil olarak ele alınamayacağı, çünkü hakkında dava açılan şüphelinin FETÖ üyesi olup olmadığının diğer delillerle ortaya çıktığı, (Kls: 7, ek: 8/202-224) Nitekim bilirkişi heyetince, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin incelenmesi sonucu yazılan 27/03/2017 havale tarihli raporda, "...darbe mesajında imzası olanlar ve mesajın eklerinde yer alan atama listelerinde kendilerine görev tevdi edilenlerin büyük bir çoğunluğunun daha önceden FETÖ mensubu olduğuna dair hakkında resmi makamlardan genelkurmay başkanlığına bilgi verilen şahıslardan olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu darbe mesajının FETÖ'ye mensup kişiler tarafından hazırlanmış olduğu izahtan varestedir...(Kls: 8, ek: 8/779)...Askeri yüksek yargı organlarında üye statüsünde bazı personelin bulundukları görevden alınarak, örgüt tarafından daha kritik olduğu değerlendirilen sıkıyönetim mahkemelerine savcı olarak atandığı tespit edilmiştir. Örnek olarak askeri yargıtayda üye statüsünde bulunan bir hakim subay, devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan Ankara 1 nolu sıkıyönetim mahk

Metin kamuya açık karardan alınmıştır ve uzun kararlarda kısaltılmıştır. Künye, süre ve madde bilgilerini kaynağından doğrulayın.